FEMİNİZM NEDİR?

Feminizm kelimesi Latince kadın anlamına gelen - femina kökünden türetilmiştir. Feminist teoriyi tek bir açıdan ele almak mümkün değil çünkü feminizm dediğimizde aklımıza böyle statik, durağan bir kuramın gelmemesi gerekiyor. Çünkü 15.-16.-17.-19. ve 21. yy da yaşayan kadınların her birinin ortak bir davası olduğu veya karşılaştığı problemlerin aynı olması beklenemez. Bu sebeple içerisinde yaşadığı tarihin ve toplumun getirdiği problemlerle uğraşan, tarihin gölgesinde şekillenen, içeriği sürekli değişen bir hareketten bahsetmemiz daha doğru olur. Ama tüm bu disiplinal ilişkiler ve kendi içerisindeki alt bölümlenme ve örgütlenmede feminizmde ortak olan bir düşünce var. Tarih boyunca kadınlara karşı toplumsal, politik, ekonomik ve sembolik bir değersizleştirme politikası güdülmüştür.

Feminizm; kadın ve erkek arası eşitsizliği önleyerek kadınların sahip olması gereken sosyal hak ve özgürlüklerin kazanma yolunda mücadele etmek demektir.

Feminizmde I. Dalga (19. yy-1960)

1789 Fransız İhtilalinin hemen ardından bir ''insan ve yurttaş hakları'' bildirgesi yayınlandı. Tabi o dönemde akıllarda olan '' insan ve yurttaş'' kavramları bugün bizim anladığımız biçimde kesnlikle değildir. O dönemler için insan kavramı yalnızca erkekleri ele alıyordu. '' İnsanlar haklar bakımından eşit ve özgür doğarlar''. Tabi seçme ve seçilme hakkı olmayan kadınları hariç. Bunun üzerine 1791 yılında Fransız düşünür Olympe De Gouges: ''Kanunların erkekleri kayırıyor'' demiştir. Kadınların kamusal alanda var olması gerektiğine dair bir metin kalme alır. '' Kadına darağacına çıkma hakkı veriliyorsa, kürsüye çıkma hakkı da verilmelidir''. O bu söyleminden sonra meşhur Fransız Devriminin hemen akabinde 45 yaşında giyotinle idam ettirildi. Olympe De Gouges için kötü anne, ahlaksız, Fransanın bütünlüğünü ve toplumsal yapısını bozmaya çalıştığı söylendi hatta deli olmakla bile suçlandı. Olympe De Gouges erkek olmaya, erkek gibi davranmaya çalışarak aslında doğaya karşı geliyordu. Çünkü kadın doğası gereği çocuk yapmakla yükümlüydü ve onun en büyük rolü anne olmaktı. Bu sınırı erkekler değil, doğa belirlemişti. 

I. Dalga Feminizmin en temel metinlerinden biri Mary Wallstonecraft tarafından yazıldı. 1792 yılında yayınlanan ''Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi'' adlı metinde şöyle söyleniyordu; ''artık kadınların yaşam şekillerinde bir devrim gerçekleştirilmesinin zamanı geldi. Kadınlara yitirdikleri onurlarını yeniden vermek ve insan soyunun bir parçası olarak dünyanın dönüştürülmesine katkıda bulunmalarını sağlamak için geç bile kalındı. Kadın ve erkek arasında cinsel arzulama dışında hiçbir fark kalmayıncaya kadar mücadele!'' Bu sebeple I. dalga feminizmin temel savaşı eğitim, oy ve mülkiyet hakkına dayanan kamusal alanda eşit bir şekilde var olmak. Onların bu mücadelesi ilk olarak Yeni Zelanda'da meyvesini verdi. 1893 yılında Yni Zelanda'da kadınlar oy kullanma hakkı kazandı. Feminist hareketin başladığı noktalardan biri olarak görülebilecek Fransada kadınlar seeçme ve seçilme hakkına 1944 de sahip oldu. Türkiye'de ise kadınlar bu haklara Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde Fransadan bile önce 1930'da sahip olmuştu. Dünyada kadınların oy hakkı kazandığı ülke ise 2015 yılında Suudi Arabistan oldu.


                                     Simone De Beauvior'un ''İkinci Cins'' eserleri

Femi
nizmde II. Dalga (1960-1990)

Kadınların vesayetten kurtulması ve siyasi alanda eşit haklara sahipolması yolunda atılan adımlardan sonra artık farklı meseleler de ele alınmaya başlamıştır. Feminizm artık yalnızda kamusal alandaki eşitlikle yetinmeyip her alanda eşitlik uğruna mücadele etmeye başlamıştır. Aile içi ilişkiler, ikili ilişkiler ortamı, kadının kendi bedeni üzerindeki hakları yani doğum kontrolü, kürtaj gibi konular konuşulmaya başlamıştır. Daha sonra şiddet gibi diğer toplumsal meseleler de ele alınmaya başlandı. Şimdi bu belirgin özellikler ve ayrımlardan bahsettikten sonra döneme hakim olmuş, döneme damgasını vurmuş bir düşünürden bahsedelim. II. dalga feminizden bahsettiğimizde kendisinden söz etmemek olmaz. Bu kişi Simone De Beauvior. 

Simone De Beauvior'ın üç bölümden oluşan ''İkinci Cins'' adlı yapıtı 33 dile çevirildi ve bütün dünyada ciddi manada yankı uyandırdı. Onun bu yapıtında ortaya attığı düşüncesi ise '' kadın doğulmaz, kadın olnur''du. Simone De Beauvior bu cümleyle ne demek istedi '' kadın doğulmaz, kadın olunur'' ne demek? 

Beauvior, biyolojik cinsiyet ve toplumsal cinsiyeti birbirinden ikiye ayırdı. Kadınlık ve erkeklik dediğimiz şeyin doğal olmadığını daha sonra toplum tarafından inşa edildiğini söylemiştir. Örneğin henüz daha küçük bir kız çocuğu iken sürekli olarak sizlere pembe giydirildi, sizleri süslemeye başladılar, hatırlarsanız mutfak takımları ile oynardınız, ütü yapardınız buna karşın erkek çocklar genellikle uçaklarla kamyonlarla oynardı. Beauvior diyor ki;'' bizim bugün kadınsı veya erkeksi dediğimiz şeyler yani kadın için belirlediğimiz toplumsal rol ve erkekler için belirlediğimiz toplumsal rol aslında bize bir çeşit ataerkil iktidarın dayatması''. Aile içinde, okulda, eğitimde, medyada sürekli olarak bizlere nasıl bir kadın olmamız gerektiği öğretiliyor. Kadın kocaman gülmez, kadın bacaklarını açarak oturmaz, kadın dediğin narin nazik ve duygusal bir canlıdır. Sürekli olarak bu şekilde toplumsal telkinle bizim bgün kadın dediğimiz şeyin inşa edildiğini söylüyor. Bu yüzden Sİmone De Beaucior'a göre kadın olmak öğrenilen bir şeydir. Hangi cinse aitsek toplumun bizden beklediği şeyleri yapmaya çalışıyoruz aslında toplumda var olan eşitsizliğin önüne geçmek için bu şekilde bir doğalcılaştırma yapıldığını söyler. Bu doğalcılaştırma meselesi oldukça sinsi bir yaklaşımdır. Çünkü siz bir şeye bunun doğası böyle, doğasında böyle bir ayrım var derseniz kimse onun üzerine sorgulamay başlamaz ve kime bu duruma baş kaldırmaz. Elbette bugün biyolojik olarak bir cinsiyetten bahsediyoruz ama biyolojik cinsiyetimiz Aslında toplumsal cinsiyetimizden farklı. Bu yüzden özetle Simone De B.  Toplumsal Cinsiyetin yapay olduğunu ve bu öğrenilmiş kadınlık fikrinin değiştirilebileceğini söyler Onun bu düşüncesi Şu anda da Sosyolojinin bir alt kolu olan toplumsal cinsiyete alan açtı toplumsal cinsiyet Bizim kimliklerimizin Aile okul ve medya tarafından oluşturulduğunu söylüyor yine bu dönemde gerçekleşen başka bir şeyse doğum kontrolünün yaygınlaşarak güvenli bir hale gelmesi bu durum kadınlara hamilelik riski olmadan cinsellik yaşama hakkını verdi zaten Beauvior "Ikinci Cins" adlı yapıtında kadınların kurtuluşu karınlarından olacak demiştir.


Feminizmde III. Dalga (1990-2008)

III. dalga feminizm 1990'ların başında ortaya çıktı. Josephine Donaxan bu dalganın oldukça tartışmalı bir kavram olduğunu, böyle bir bölümleme yapmanın çok zor olduğunu söylemiştir. III. Dalga feminizmin kadınların farklı renklerden, farklı dillerden, farklı ırklardan, inançlardan, milletlerden, kültürlerden geldiğini kabul etti ve bunu öne çıkardı. Böylece evrensel zamın üstünde bir kadın ideolojisinden söz etmenin mümkün olmadığını gösterdi. Aynı zamanda iş hayatında kadınlar ve erkekler arasında yaşanılan finansal eşitsizlikler de yine bu dönemde ortaya çıkartıldı. Dahası III. dalgayı diğer dönemlerden ayıran belirgin bir şekilde ayıran kadın kavramı farklı cinsel kimliklere sahip kadınları da kapsayacak bir biçimde geliştirildi.



Neden Bugün Feminizm

Peki bugün bütün bunların ardından 2021'de neden bugün hala feminizm ve neden hala mücadeleye ihtiyacımız var? 
Kadınlar seçme ve seçilme hakkına sahip, kadınlar iş hayatında aktif, kadınlar doğum kontrol, kürtaj gibi haklara sahip. Peki olay bununla bitiyor mu? Pratikte eşitlik uygulanabilmiş mi?

Kadın şiddetine ilişkin Birleşmiş Milletler'in verilerine göre kadınların %70'i hayatı boyunca en az bir kez belki de daha fazla erkek şiddetine maruz kalıyor. Her 5 kadından biri ise tecavüz veya tecavüz girişimine maruz kalıyor. İnsan ticaretinin %70'i yine kadınlar ve kız çocuklarından oluşuyor. Kadın cinayetlerini durduracağız platformunun hazırladığı rapora göre 2018 yılında 440 kadın öldürüldü, 317 kadın ve 1200 çocuk ise cinsel istismara maruz kaldı. Diğer yandan mesele finansal ve iş hayatına geldiğinde ise durum hiç de iç açıcı değil. Geçen sene Davos Zirvesinde yapılan cinsiyet eşitsizliği raporu kamuoyu ile paylaşıldı. Bu rapor temelde 149 ülkeyi baz alarak kadın ve erkek arasında; iş, eğitim, sağlık ve siyaset alanında ne derece eşitlik sağlanıp sağlanamadığını sorumsallaştırdı. Şu anki durumumuz ve büyüme hızımız baz alınarak yapılan rapora göre kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olması için 108 yıl, erkeklerle eşit ücretler alabilmesi için ise 202 yıl daha beklemesi gerekiyor. Amerikada erkeklerin 1 dolar aldığı iş için kadınlar 49 cent kazanıyor. Tüm bu durumu engellemek için İzlanda da aynı işi yapan erkeğin bir kadından daha fazla maaş alması yasalarca engellenmiştir. İzlanda gerçekten ütopik bir ülke olmaya başladı. Farklı farklı alanlardaki kıyaslamalar ile yapılan bu raporun sonuçlarında Türkiye 149 ülke arasında 130. sırada yer almaktadır. 

Bu bloğumuzda size feminist hareketin hangi koşullarda, neden doğduğundan, feminizm dendiğinde neler anlaşılması gerektiğinden, feminist dönemlerin farklı farklı dönemlerde yer alan düşüncelerden bahsetmek ve bugün ki durumunda özellikle Türkiye ve genel olarak dünya için hiç de iç açıcı olmadığını sizlerle paylaşmak istedik. Daha fazla ilgilenmek ve öğrenmek adına takipte kalın. Sevgilerle...  







Yorum Gönder

0 Yorumlar